Bilim

Evrenin bitmek bilmeyen hikayesi

Özetle: Bir düşünce deneyi: Evrenin başlangıcı, asla ulaşamayacağımız Pi sayısı gibi bir asimptot. İlk merkez sürekli ışınım yapan bir kara delik gibi; genişleme dediğimiz şey de aslında bu ışınım. Kara delikler maddeyi sonsuz bir döngüde geri dönüştürüyor; bu da Big Bounce, ak delikler ve Penrose'un CCC teorisiyle örtüşüyor.

Yazan emin.de AI Desk

6 dk okuma

Deutsch dilinden makine çevirisidir. Esas olan orijinalidir: Orijinalini oku.

Şu dillerde de var Deutsch.

Bu yazı, felsefe ile matematik arasında kurduğum bir düşünce deneyi. Burada Büyük Patlama’yı sabit bir başlangıç noktası olarak kabul etmeyi sorguluyorum.

Evrenin başlangıcının matematiksel olarak Pi sayısı gibi bir asimptot olduğunu ve ona asla tam anlamıyla ulaşamayacağımızı düşünüyorum.

Eğer durum buysa evren, kara deliklerin maddeyi geri dönüştürüp radyasyon olarak tekrar dışarı attığı sonsuz bir döngüden ibaret demektir. Bu da Big Bounce veya Konformal Döngüsel Kozmoloji gibi modern teorilerde elimizde olan verilere oldukça yakın bir bakış açısı.

Bu düşünce deneyiyle evrenin kökenine ve yaşam döngüsüne yeni bir gözle bakmak, hepimizin sorgusuz sualsiz kabul ettiği o dogmaları bir kenara bırakmak istiyorum.

Yani matematiksel mantığa ve gözlemleyebildiğimiz somut problemlere dayanan tezler arıyorum.

Büyük Patlama ile ilgili sorun

Büyük Patlama modeline baktığımızda karşımıza devasa bir sorun çıkıyor: Hiçlikten veya tek bir noktadan her şey nasıl ortaya çıkabilir?

Bunu öylece kabullenmek istemiyorum. Benim tezim şu: Mutlak bir başlangıç fikri, geometrik ve matematiksel olarak hatalı.

1. Tez: Pi prensibi

Bunun için üç tezim var; ilki, Pi prensibi ve zamanın asimptot olması.

Kökeni genellikle tek bir nokta olarak görüyoruz ve buna tekillik diyoruz. Ben ise onu daha ziyade Pi sayısı gibi, geometrik açıdan çözümsüz bir imkansızlık olarak düşünmemizi öneriyorum.

Pi irrasyonel ve sonsuz bir sayı. Değerini gittikçe daha hassas hesaplayabiliriz ama asla bir sona varamayız.

Evrenin tarihini geriye doğru takip edersek, tıpkı Pi’yi hesaplar gibi bir zaman ekseninde ilerliyoruz.

Geçmişe sonsuza kadar yolculuk edebiliriz; Büyük Patlama’ya yaklaştıkça yaklaşıyoruz ama t=0 anına asla tam olarak ulaşamıyoruz.

Yani başlangıç, varabileceğimiz bir yer değil, daha çok bir asimptot. Zaman eksenini Pi’nin virgülden sonraki basamakları gibi sonsuza kadar bölebiliriz; bu yüzden sabit bir "başlangıç anı" diye bir şey aslında hiç yoktu.

Başlangıca ne kadar yaklaşırsak, matematiksel olarak bizden o kadar kaçıyor.

2. Tez: Sıkıştırma ve radyasyon motoru

İkinci tezim sıkıştırma ve radyasyon motoru üzerine. Zamanda geriye gittiğimizde maddenin gittikçe yoğunlaştığını görüyoruz; klasik fizikte bu bizi tekilliğe götürür.

Benim düşünce deneyimde ise buna işlevsel olarak bakıyoruz. Erken evrenin çekirdeği, tıpkı sonsuz yoğunluktaki bir kara delik gibi.

Fakat bu süreç ilk tezdeki gibi sonsuz olduğu için asla durmuyor ve merkez, sürekli ışınım yapan bir verici gibi çalışıyor.

Evrenin genişlemesi olarak gördüğümüz şey, bu aşırı sıkışmış merkezden sürekli sızan radyasyon. Yani bir nevi, bu olayın yarattığı "atığın" içinde yaşıyoruz.

3. Tez: Kozmik döngü

Üçüncü tez ise kozmik döngü. Bugün gözlemlediğimiz kara delikler, maddeyi ve ışığı olay ufkuna doğru çekiyor. Peki, bu bilgi nereye gidiyor?

Benim tezim, evrenin kapalı bir döngü olduğu yönünde.

Kara delikler bir tür geri dönüşüm istasyonu gibi. Eski evrenin maddesini sıkıştırıyorlar ve sonra onu yeni bir uzay-zaman ya da radyasyon olarak, belki başka bir formda veya boyutta tekrar dışarı atıyorlar.

Evren o zaman başlangıçtan sona giden doğrusal bir süreç değil, sonsuz bir dönüşüm olurdu.

Fiziğin bu konudaki duruşu

Kulağa ne kadar soyut gelse de, bu düşünce deneyi fizikteki gerçek problemlerle ve bunlara sunulan modern çözümlerle şaşırtıcı derecede örtüşüyor. Burada dört nokta görüyorum.

İlki, tekillik problemi. Klasik Büyük Patlama’daki gibi sonsuz yoğunlukta bir noktaya sahipseniz, fiziksel denklemler çöker. Benim Pi tezim de tam olarak bu matematiksel imkansızlığı işaret ediyor.

İkincisi, Big Bounce (Büyük Sekme). Döngüsel kuantum kütleçekimi gibi teoriler, evrenin sıfırdan başlamadığını, önceki bir çöküşten sekerek meydana geldiğini söylüyor.

Bu da sabit bir başlangıç noktası olmadığı fikriyle uyuşuyor.

Üçüncüsü, Beyaz Delikler. Bunlar, kara deliğin maddeyi dışarı atan teorik karşıtı.

Bazı fizikçiler Büyük Patlama’nın kendisinin bir Beyaz Delik olduğunu düşünüyor; bu da benim radyasyon motoru tezimle neredeyse aynı kapıya çıkıyor.

Dördüncüsü ise Konformal Döngüsel Kozmoloji, kısaca CCC. Sir Roger Penrose, sonsuz sayıda kozmik döngü olduğunu varsayıyor ve bunlara aeon diyor.

Bir evrenin sonu, diğerinin Büyük Patlama’sı haline geliyor. Bu da benim kozmik döngü fikrime çok iyi uyuyor.

Sonsuz bir hikaye

Tek bir noktadan başlamanın mantıksız olduğu yönündeki sezginin doğru olduğuna inanıyorum ve bu iddiayı sorguladığımızda da ayakta kaldığını görüyorum.

Evrene sonsuzluk matematiğiyle, yani Pi ile ve kara deliklerin mekaniğiyle bakarsak, nefes alan sonsuz bir sistem görüyoruz.

O zaman biz de tek seferlik bir mucizenin sonucu değil, sonsuz bir dönüşüm hikayesinin bir parçası oluyoruz.

İngilizce versiyon

The Infinite Story of the Universe, Emin Henri Mahrt'in 8 Aralık 2025 tarihli felsefi ve matematiksel düşünce deneyi.

Bu düşünce deneyi, Büyük Patlama'yı sabit bir başlangıç noktası olarak görme fikrini sorguluyor. Bana göre evrenin başlangıcı, tıpkı Pi sayısı gibi matematiksel bir asimptot; yani asla tam olarak ulaşamayacağınız bir nokta. Evren, kara deliklerin maddeyi geri dönüştürüp radyasyon olarak püskürttüğü sonsuz bir döngüden ibaret. Bu bakış açısı, aslında Big Bounce veya Conformal Cyclic Cosmology (Uyumlu Döngüsel Kozmoloji) gibi modern teorilerle de oldukça örtüşüyor.

Evrenin kökenine ve yaşam döngüsüne ezberlenmiş dogmaları kabul etmeden, yeni bir gözle bakmak istiyorum. Matematiksel mantığa ve gözlemleyebildiğimiz gerçek problemlere dayanan tezler arıyorum.

Büyük Patlama'ya baktığımızda karşımıza devasa bir sorun çıkıyor: Her şey nasıl olur da hiçlikten ya da tek bir noktadan çıkar? Bunu öylece kabul edemem. Bence mutlak bir başlangıç fikri, hem geometrik hem de matematiksel olarak hatalı.

Üç temel tezim var:

Birincisi, Pi prensibi ve zamanın asimptotu. Başlangıcı genelde bir nokta olarak kabul edip adına tekillik (singularity) diyoruz. Ben bunu geometrik bir imkansızlık olarak görmeyi öneriyorum; tıpkı Pi sayısı gibi. Pi, irrasyonel ve sonu olmayan bir sayı. Daha hassas hesaplayabilirsiniz ama asla bitiremezsiniz. Evrenin geçmişine odaklandığımızda da tıpkı Pi'yi hesaplıyormuşuz gibi bir zaman çizelgesinde ilerliyoruz. Geçmişe doğru sonsuza kadar gidebilir, Büyük Patlama'ya yaklaşabiliriz ancak t=0 anına asla ulaşamayız. Başlangıç, varılabilecek bir yer değil, bir asimptot. Zaman çizelgesi, Pi'nin basamakları gibi sonsuza kadar bölünebilir. Statik bir başlangıç anı yok; başlangıca ne kadar yaklaşırsak o kadar elimizden kayıp gidiyor.

İkinci tezim, sıkışma ve radyasyon motoru. Zamanda geriye gittiğimizde maddenin giderek yoğunlaştığını görüyoruz. Klasik fizikte bu, tekilliğe yol açar. Bu düşünce deneyinde ise durumu daha işlevsel ele alıyoruz. İlk evrenin çekirdeği tıpkı bir kara delik gibi davranıyor, yani sonsuz yoğunlukta. Ancak bu yapı statik değil çünkü süreç, ilk tezimdeki gibi sonsuz. Dolayısıyla merkez, kalıcı bir yayıcı gibi çalışıyor. Evrenin genişlemesi dediğimiz şey, aslında bu merkezi ve aşırı sıkışmış durumdan sürekli kaçan radyasyondan ibaret. Biz de bu olayın yarattığı emisyonun içinde yaşıyoruz.

Üçüncüsü ise kozmik döngü. Bugün gözlemlediğimiz kara delikler, maddeyi ve ışığı olay ufkuna doğru çekiyor. Peki, bu bilgi nereye gidiyor? Benim tezim, evrenin kapalı bir döngü olduğu yönünde. Kara delikler birer geri dönüşüm istasyonu gibi çalışıyor. Eski evrenin maddesini sıkıştırıp yeni bir uzay-zaman veya radyasyon olarak tekrar dışarı atıyorlar. Belki başka bir formda, belki başka bir boyutta. Yani evren başlangıçtan sona giden doğrusal bir süreç değil, sonsuz bir dönüşüm hikayesi.

Kulağa soyut gelse de bu düşünce deneyi, fizikteki gerçek problemlerle ve bunlara getirilen modern yanıtlarla şaşırtıcı derecede uyumlu. Burada dört ana nokta öne çıkıyor:

Birincisi, tekillik sorunu. Klasik Büyük Patlama'daki gibi sonsuz yoğunlukta bir nokta, fizik denklemlerini çökertiyor. Benim Pi tezim tam olarak bu matematiksel imkansızlığı işaret ediyor.

İkincisi, Big Bounce (Büyük Sıçrama). Loop Quantum Gravity gibi teoriler, evrenin sıfırdan başlamadığını, öncesindeki bir çöküşten sekip geldiğini savunuyor. Bu da mutlak bir başlangıç noktası olmadığı fikrini destekliyor.

Üçüncüsü, beyaz delikler. Beyaz delik, kara deliğin maddeyi dışarı iten teorik karşıtıdır. Bazı fizikçiler Büyük Patlama'nın kendisinin bir beyaz delik olduğunu düşünüyor ki bu da benim radyasyon motoru tezimle doğrudan örtüşüyor.

Dördüncüsü, Conformal Cyclic Cosmology (CCC). Sir Roger Penrose, "aeon" adını verdiği sonsuz kozmik döngüler olduğunu öne sürüyor. Bir evrenin sonu, diğerinin Büyük Patlama'sını oluşturuyor. Bu da benim kozmik döngü fikrimle uyuşuyor.

Özetle, tek bir noktadan başlama fikrinin mantıksız olduğu sezgisi bence gayet sağlam. Evrene sonsuzluk matematiği (Pi) ve kara delik mekaniği üzerinden baktığımızda, nefes alan sonsuz bir sistem görüyoruz. Biz tek seferlik bir mucizenin sonucu değil, sonsuz bir dönüşüm hikayesinin parçalarıyız.